Üçüncü Sınıf’ın Robin Hood’u Burjuvanın Korsanı Olur[1]
Kavramsal bir çözümleme: “Üçüncü Dünya” yerine Kaotik Dünya
ve
Bu doğrultuda Somali’ye dair objektif bir analiz.
[Semih SARICA] [2]
GİRİŞ : Uluslararası İlişkilerde “Kavram Sorunu” ve Üçüncü Dünya
Uluslararası İlişkilerde “kavram sorunu”nun en temel nedeni alanın sınırlarının belirsiz oluşunda yatmaktadır.Zira siyasal bilimlerin bu genç üyesi, yoğrulduğu korkunç büyüklükteki materyale isim takma yarışında olan kimi akademik çevrelerin tahribatıyla, belirsizliklere düşürülmüştür.Uluslararası İlişkiler, sosyal bilim dalları içindeki “siyasal bilimler” grubunun makus talihini yaşamaktan kendini kurtaramamıştır.Grubun sosyal bilimlerdeki bir matematik veya bir arkeoloji gibi keskin ve dışına taşılmaz hatlara sahip olmamasından dolayı terminolojik ve kavramsal sıkıntırlar çektiği söylenebilir.Ortaya atılan mefhumların konjonktürü tam manasıyla kucaklayamamasının yanında, söz konusu kavramları niteliksel olarak tarif etmeye soyunan tanımların etimolojik anlamları ayrı bir sorunsalı teşkil etmiştir.Bu bağlamda “Üçüncü Dünya” kavramını ele alırsak kullanımının doğru olup olmamasından tutun, kökeninin ontolojik nedenlerine kadar çelişkili yaklaşımların var olduğunu görürüz.
Soğuk Savaş döneminde uluslararası ilişkiler uzmanlarının genel teamüle uyarak Batı Bloku’na birinci, Doğu Bloku’na ikinci ve bu iki grup dışında kalmış devletlere de Üçüncü Dünya adını taktıkları bilinmektedir.Şimdiki konjonktür baz alınarak blok olgusunun geçersizliğiyle birlikte, Soğuk Savaş döneminde bloklar dışında kalan devletlerin tümünün aynı niteliğe sahip olmadıkları da dikkate alınırsa, kavramın zihinlerdeki genel ve soyut tasarıma uygun düşmeyeceği rahatlıkla söylenebilir.Nitekim 1950’lerin başından 90’lara kadar işlevlerini sürdürmüş söz konusu devletlerin Bağlantısızlar (Non-Aligned/Blockfreien Staaten) olarak nitelendirilmeleri daha uygun görülmüştür.Ancak bağlantısızlar hareketinin ruhunun sönmüş olması ve dönem itibariyle bu hareket içinde yer almış bazı ülkelerin bugün gelişmiş devletler arasında yerini almış olması (Çin, Hindistan gibi…)[3] haliyle muhatabına şu soruyu sordurmaktadır: Siyasal, Sosyal ve Ekonomik anlamda yerinde saymış ülkelere ne ad vereceğiz?
“Üçüncü Dünya” kavramının en evvela kökenine değinecek olursak, ilk olarak Fransız antropolog ve tarihçi Alfred Sauvy tarafından ortaya atıldığını görürüz.Sauvy Fransız devrimi ile ilgili Emmanuel Joseph Sieyès’in kaleme aldığı meşhur cümlesini yorumlayarak Üçüncü Dünya kavramını açıklamaya çalışmıştır.Fransız Devrimi ile uluslararası ilişkilerin bu sınıf sorunu arasında analojik bir bağ kuran Suavy’nin 1952 yılında yayımlanmış makalesi şu cümle ile sonlanmaktadır:
“(…) çünkü, en sonunda ihmal edilmiş, kullanılmış, aşağılanmış Üçüncü Dünya (“Tiers Monde”) tıpkı Üçüncü Sınıf gibi önemli bir şey olmaya çalışıyor.” [4]
Bu eşlemenin kavramsal sorunu geçerli bir mantık düzleminde çözüme ulaştırdığı söylenemez.Zira en basit anlamda, Üçüncü Dünya olarak niteleyebileceğimiz ülkeler, kendi içlerindeki çözülmeler ve bölünmeler yüzünden bir bütün olmaktan uzaktadırlar.Keza bu ülkelerin “proleter uluslar” olarak kolektif hareket edebilme erkine sahip olmadıkları bilinmektedir.Diğer taraftan, Sieyès’in 1789 yılında yayımladığı broşürün Üçüncü Sınıf’a (Third Estate) dair en vurucu cümlesi şu soru-cevap ile noktalanmaktadır: “O ne olmayı arzuluyor? Önemli bir şey.” [5] Üçüncü Sınıf kolektif bir arzu biçimi yansıtmaktadır.Ancak Üçüncü Dünya ise paragraf başında dile getirdiğim üzere bu tutumdan uzaktır.Velhasıl, Sauvy’nin soydaşı Sieyès’ten esinlenerek kurmaya çalıştığı analoji, yeterli olmamakla birlikte politik bir sorundur da.
Mamafih; belirtmekte fayda var, Modern anlamda Asya-Afrika (Üçüncü Dünya) milliyetçiliği üç temel unsurdan oluşmaktadır: (i)Yabancı yönetim ve egemenliğine karşı mücadele; (ii) beyaz insanla eşit kabul edilme ve böyle davranılma; (iii) geri kalmış ülkelerin en kısa zamanda kalkındırılıp yirminci yüzyıl düzeyine yükseltilmesi.[6] Bu sirküler -her ne kadar uygulamaya konulmamış olsa dahi- Bağlantısızların kendilerini “proleter uluslar” olarak nitelendikleri gerçeğinin göstergesidir.Bu noktadan hareketle Sauvy’nin analojik yaklaşımının tamamen yadsınamayacağını ifade etmek adil bir yaklaşım olacaktır.
1.0 “Üçüncü Dünya” yerine Kaotik Dünya
1.1 Kaos Kuramı [*]
Kaos Kuramı, fiziksel gerçeklik parçalarının eğilimini bütün olarak açıklamaya çalışan bir teoridir.Kullanımı en yaygın olan sigara örneğinde; dumanın havada çizdiği şekillerin tamamen rastlantısal olduğu gözlemlenir ve fakat teorik fizikçi söz konusu şekillerin oluşumunda milyonlarca parametrenin etkin ve belirgin olduğunu bilir.Sigara dumanına etki etmesi muhtemel milyonlarca parametreden örnek olarak: ortamda ki havanın buharlaşması faktör olarak ele alındığında, söz konusu parametrenin de bir çıktı olduğu göz önünden kaçırılmamalıdır.Sigara dumanına etki edecek her girdinin aynı zamanda birer çıktı olduğu ve bu parametrelerin (girdilerin) değişkenliği ve çokluğu (hava akımı, sıcaklık, soğukluk v.s) düşünüldüğünde net bir kanıya varmanın ne kadar imkansız olduğu açıktır.Ayrıca dumanın dinamiğine etki edecek girdiler birbiri ile bağlantılı olabilir(Mesela: hava akımı buharlaşmaya etki edebilir).Bu durum işi deyim yerindeyse “Arap saçına” dönüştürmektedir.
“Birçok farklı girdinin sürekli değişerek fiziksel değişimler ve farklı düzenler yaratması ve bu düzenlerin yine kendisini etkilemesi insan zekasının ve günümüzdeki gözlem ve bilimsel tahmin yeteneklerinin çok çok üstünde olmasından dolayı kaos olarak nitelendirilir.”[7]
Bu satırların yazarına göre, “Üçüncü Dünya” ve Kaos Kuramı arasında analoji kurmak mümkündür.Zira söz konusu uluslar gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında maruz kaldıkları girdiler çok değişken olmakla birlikte, bu girdilerin toplumunun değişik kesimlerinde farklı etkilere neden olduğu gözlemlenmektedir.Söz konusu etki fıtri olarak tepkilere (çıktılara) sebebiyet vermekte, bu çıktılar da muhtemel girdileri etkilemektedirler.Velhasıl gelişmiş ülkelerin devlet kurumları, kolektif hareket edebilme kabiliyetini [8] (yani düzeni) güçlendirirken bu toplumların mevzubahis kurumlardan yoksun oluşu tam anlamıyla bir kaos içine sürüklenmelerine neden olmaktadır.Bu iç düzensizlik haliyle ortak bir dış politik tutumdan da yoksun bırakmaktadır.Nihai kertede uluslararası ilişkilerin sayısız değişkeninin bu ülkelerde düzensiz bir grafik çizdiğini düşünmekteyim.Bu nedenle Kaos Kuramı’ndan hareketle Kaotik Dünya kavramının yerinde olduğunu savunmaktayım.
Diğer taraftan kaos bir durumun bilimi değil bir sürecin bilimi, bir varoluşun bilimi değil, bir oluşumun bilimidir.Yaklaşımım/savım kaos teorisiyle bu açıdan da ilişik içindedir.Zira Kaotik Dünya tanımı içinde yer alacak ülkelerin, bir süreç ve bir oluşum içinde oldukları aşikardır.
2.0 Kaotik Dünya Ülkesi: Somali
2.1 Genel Hatlarıyla Bölgenin Tarihi
Sömürülmeye mahkum olmuş çoğu Afrika ülkesi gibi, Somali de kıtanın bu makus talihinden payına düşeni almıştır.Muhitin tarihine ve sosyal durumuna göz gezdirdiğinizde ise bütünlük içinde olması gereken en baş ülke Somali’dir.Zira hem etnik hem de dini bakımdan bu ulus oldukça homojendir.10 milyona yaklaşmış nüfusunun neredeyse tamamına yakını aynı soydan gelmektedir.Keza ülke nüfusunun hepsi Suni Müslüman’dır.Halk ortak dil olan Somali dilini kullanıyor, aynı zamanda Arapça okuyor ve bu dil ile aralarında yazılı iletişim kurabiliyorlar.
Peki Somali neden kaos içinde?
En evvela şunu belirtmekte fayda var: Etnik ve dini homojenlik bir ülke için olmazsa olmaz değildir.Zira bir kavim ne kadar homojen olursa olsun eğer ortak bir amaç doğrultusunda hareket edemezse bütünlüğü sağlayamaz.
Afrika’nın bu nadide köşesinin hüzünlü tarihine göz gezdirince bölgenin antik çağdan başlayarak ilgi odağı olduğunu anlarız.Mısırlılar “Afrika Boynuzu” diye tabir edilen ülkenin en doğu bölgesindeki sivri uca ve Aden Körfezi ile Hint Okyanusu boyunca uzanan sahillere “Punt” ülkesi demekteydiler.Bugün Punland olarak bilinen bölge Geçici Federal Hükümet’in kontrolü altındadır.
İkinci yüzyılda Etiyopya’da hüküm sürmüş Aksum Krallığı bölgeyi idaresi altına almıştır.İslamiyet’in Arap yarımadasına yayıldığı dönemde (Yedinci yüzyıl) ise bölge kıyıları büyük çaplı bir akına uğramıştır.Arap yarım adasının güneybatı ucuyla “Afrika Boynuzu” arasında bulunan Babülmendeb boğazı söz konusu yayılmanın en yoğun haliyle sahnelendiği bölge olmuştur.Araplar Aden Körfezi’nin Afrika kıyısındaki sahillere yerleşmişlerdir.Zeyla ve Berbera gibi şehirler kısa zamanda İslam aleminde ün yapmıştır.Yüzyıllar geçtikçe Güney Afrika’ya uzanan bölge sahilleri tüccarların rağbet gösterdiği şehir devletlere dönüşmüştür.Bu istikrarlı yıllar Portekiz donanmasının Ümit Burnu’nu aşması ile sonra ermiştir.Sülük gibi sömürmeyi kendine meslek edinmiş bu batılı ulus Makdişu, Zeyla, Tacura, ve Berbera gibi şehirleri yakıp yıkmış; bölge zenginlikleri ve yedi asırlık İslam bakiyesini talan etmiştir.Bölge, Yavuzun 1520’li yıllarında Mısır’ı feth etmesinden[9] 19. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı himayesinde tutulmaya çalışılmıştır.19. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı’nın mahalli idareler üzerinde kontrolü kaybetmeye başlamasıyla batılı devletler bölgeyi sistematik bir şekilde işgal etmeye soyunmuşlardır.Burada Doç. Dr. Ahmet KAVAŞ’tan[10] kısa bir alıntı yerinde olacaktır:
“İngiltere bugünkü Yemen devletinin güney sahilindeki Aden şehrinde Hindistan’a gidip gelen gemileri için Osmanlı Devleti’nden izin alarak 1840 yılında mahalli idareciden bir depo kiraladı. Böylece Hindistan’a gidip gelen gemilerinin yakıtı olan kömürü burada depolayacak ve gemiler bu kadar uzun yolculuk için sadece kömür taşımaktan kurutulmuş olacaklardır. Aynı bölgeye giden Fransız gemileri için de böyle bir depoya ihtiyaç odluğu için onlar da bugünkü Cibuti’nin o zaman en önemli olan iskelesinin bulunduğu Ubuk (Obock) limanını buranın mahalli idarecisine 1859 yılında 50 bin frank vererek gizlice kiraladılar. Gizli yapmalarının sebebi bu bölgenin tamamı Osmanlı Devleti’nin hakimiyetinde olduğu için normalde İngilizler gibi bu ülkenin de İstanbul ile anlaşarak böyle bir girişinde bulunması gerekiyordu. Yemen’deki Osmanlı valisi Ubuk’ta Fransız bayrağı dalgalanınca durumu araştırdı ve buranın bizzat mahalli idareci tarafından satıldığını İstanbul’a haber verdi. Böylece Somali kıyılarında ilk yabancı sömürge bayrağı dalgalanmaya başlamış oldu.”
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus daha vardır.Aden körfezi sahil şeridi üzerinde yapılmaya başlanan bu sistematik işgal sadece kömür taşımaktan azad olmak için atılmış bir hamle değildir.Körfezin keza Somali sahillerinin önemi, 1869 yılında açılacak olan Süveyş Kanalı ile daha da artacaktır.16. yüzyılın başlarından 19. yüzyılın son çeyreğine kadar batılı ülkeler, Hindistan ticaret yoluna ulaşmak için Ümit Burnu’nu dolaşmak zorundaydılar.Lakin kanalın açılması ile bu zahmet ortadan kalkmış dolayısı ile yeni güzergahın güvenliği ve önemi artmıştır.[11] Değerli dostlar, tarihi bir gerçek vardır ki, sömürgeci batılı devletler, güvenliklerini sağlamak için “işgal” ederler[12].Velhasıl, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı’nın da bölgedeki etkinliğini yitirmeye başladığı bir süreçte, sömürgeci devletleri derin bir telaş sarmıştır.Bu işgal telaşı 20. yüzyılın ilk yarısına kadar somut adımlar ile devam etmiştir.Her şeye rağmen Somali toprakları son olarak sömürgeleştirilen bölgelerden birisi olmuştur.Bugün 637 bin km2 olan toprakları İngiltere ve İtalya arasında, 23 bin km2’den biraz fazlası Fransız Somalisi diye bilinen Cibuti sınırlarında kalmıştır.Etiyopya’nın güney kısmı olan Ogaden bölgesi ise yine Somali yurdu olup toplam 370 bin km2’ye yakın toprağa ve hemen hemen 4.5 milyonluk nüfusa sahiptir.Burası önce 1897 yılında Etiyopya imparatoru II. Menelik tarafından İngiltere ile yapılan bir anlaşmayla alınmıştır.1936’da İtalya bölgede kontrolü ele geçirmiş olsa da 1942’de tekrar İngiltere’nin işgaline uğramış olan bölge, nihayetinde 1954 yılında Etiyopya idaresine bırakılmıştır.Kenya’nın kuzeyinde kalan kısım dahil Somalilerin yaşadıkları toprakların yüzölçümü bir milyon km2’yi geçmektedir.
İkinci Dünya Savaşı sırasında İtalya, kendi idari merkezi olan Makdişu’ye İngiliz bölgesi Somaliland’ı de katmıştır.1940 yılında gerçekleşen bu askeri başarı uzun soluklu olmamıştır.Savaşın değişen seyri; 1941 yılında İngiltere’nin hem kaybettiği bölgesini hem de İtalya’nın elinde bulunan toprakları ele geçirmesi ile sonuçlanmıştır.İkinci Dünya Savaşı’nın son bulmasının ardından İtalya 1947 yılında Afrika’daki sömürgelerinin idaresini ABD, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği’ne bırakmak zorunda kalmıştır.Lakin bu ülkeler İtalya’nın söz konusu sömürgeleri için aralarında anlaşama sağlayamamışlardır.Bu nedenle topraklar, Birleşmiş Milletler kararıyla (1949 yılında alınmış, 1 Nisan 1950 tarihinde uygulamaya konulmuştur) 10 yıllık bir süre için İtalya’ya devredilmiştir.Bu süre dolduğunda İtalya’nın Somali Devletinin bağımsızlığını vereceği karara bağlanmıştır.Karar 10 yıllık sürenin dolması ile uygulamaya konulmuş; Somali göreli bağımsızlığına kavuşmuştur.
Somali 1991 yılına kadar iki kutup arasında sıkışmış/kullanılmış bir ülkedir.Bağımsızlığını kazandıktan sonra belli bir kalkınma hamlesi yapmış olmasına karşın 1991 yılından başlayarak tam bir kaos içine sürüklenmiştir.1991 yılının Ocak ayında General Muhammad Siyad Barre’nin ülkeden kaçmasıyla 21 yıllık tek adam yönetimi kalkmış ve ülke sonu belirsiz bir iç savaşa sürüklenmiştir.1992 yıllarında ülkedeki rakip gruplar arasında yaşanmış çatışmalarda 40.000 üzeri insan ölmüştür.90’lı yılların sonuna gelindiğinde ise ülkede iç savaş, kuraklık, açlık ve hastalıklar sonucu on binlerin hayatını kaybettiği, 1.5 milyon insanın tehdit altında olduğu ifade edilmiştir.1992 Temmuzunda BM Genel Sekreteri Somali’yi “Hükümetsiz bir ülke” ilan etmiştir.
Ülkede süregelen kaotik ortam bir nebze de olsa komşu devletler tarafından giderilmeye çalışılmış ve demokrasi adına belki de ilk adımlar 2004 yılı başlarında atılmıştır.Somali’deki gelişmeleri yakından takip etmiş Etiyopya ve Kenya’nın girişimleriyle Nairobi’de geçici bir hükümet kurulmuştur.Bu girişimler ilk ciddi meyvesini 2004 yılında vermiş ve Geçici Federal Hükümet (Transitional Federal Government/ Föderale Übergangsregierung) 257 milletvekilinin seçtiği 100 bakanlı bir yapıyla çalışmaya başlamıştır.
Ne var ki tüm bu gelişmeler ülkedeki iç savaşı durdurmamıştır.2006 yılı Ağustos ayından itibaren İttihadü’l-İslâmî hareketinin liderleri “İslam Mahkemeleri Birliği” adını verdikleri yeni bir yapılanma ile saldırıya geçmişlerdir.Başkent Makdişu dahil çevresindeki şehirleri ve bunların bulunduğu üç bölgenin idaresini de ele geçirmişlerdir.Ancak GFH’in işbirliğinde olduğu Etiyopya ve ABD güçleri 20 Aralık tarihinde bir haftalık gibi kısa bir sürede bölgede tekrar kontrolü sağlamışlardır.
Günümüzde GFH [13] ve Somali’nin Yeniden Liberalleşmesi İçin İttifak (Alliance for the Re-liberation of Somalia)’ın oluşturduğu koalisyonda devlet başkanlığını Sharif Ahmed, başbakanlığı da Mohamed Abdullahi Mohamed yürütmektedir.
Somali, günümüzde “Kaotik Dünya” kavramı içinde değerlendirmeye bile dilimin varmadığı mahfolmuş bir ülke görünümündedir.24 Milyonluk Müslüman nüfusu bugün 11 milyon civarlarındadır.Ülke genelinde hakim olan kaos devlet olgusunun işlemez durumda olduğunun en açık göstergesidir.Nekadar acıdır ki batı ürünü aynı zamanda bu canavarın tüketim maddesi de olan terör örgütleri ülkede durdurulamaz bir yükseliş sergilemektedir. El Kaide’nin Doğu Afrika’daki kolu olarak telafuz edilen Şebap’ın (Genç Mücahidler) bölge üzerindeki etkisi günbegün artarak devam etmektedir.İslami yaşayı mükemmel denecek boyutta olan Somali halkı bu ve bunun gibi İslam düşmanı örgütlerin kıskacında yok olup gitmektedir.Kayda değer bir tasavvuf geleneğine de sahip olan Somali’li kardeşlerimiz –haklı olarak- maruz kaldıkları baskılara karşın direniş göstermekte bu durum müslümanlar arası bir iç çatışmanın fitilini ateşlemektedir.Şebap bu gerçeği bildiği halde hâkim olduğu bütün şehirlerde önce kabirleri ve dergâhları yıkıp, şeyhleri öldürmesi nedeniyle sufilere kan kusturmaktadır.
Somali bu acınası tablo ele alındığında, kavramsal çerçevede yaptığım çözümlemenin sonucu olan Kaotik Dünya Ülkesi kavramı içinde değerlendirilmelidir.Zira ülke hem iç hem de dış parametrelerin düzensiz bir şekilde etkisi altındadır.Ülkenin bölünmüş yapısının ortak hareket edebilme erkini baltaladığı aşikardır.
YORUM: Korsan Bunalımına dair bir derkenar
Korsanlara karşı 2009 yılında yürütülen bu savaş en iyi milattan önce 4. yüzyılda yaşamış bir korsan tarafından özetlenmiştir. Bu şahıs yakalanmış ve “denizlerin mülkiyetine sahip olmak” ile neyi kastettiğini öğrenmek isteyen Büyük İskender’e getirilmiştir. Korsan tebessüm ederek şunları demiş: “Sen bütün dünyayı ele geçirmekten neyi amaçlıyorsan ben de onu amaçlıyorum. Ama gel gör ki bunu bir gemi ile yapmaya çalışan ben bir hırsız olarak isimlendiriliyorken, bunu bir filo ile yapmaya çalışan sen bir imparator olarak isimlendiriliyorsun. Neden?”
(Johann Hari – The Independent)
17 yıldır iç savaş ile cebelleşen bu ülke, status quo’cuların icraatlarını dünyanın gözleri önünde umarsızca işlettikleri bir alana dönüşmüştür.ABD’nin asıl Kaidesinin ne olduğu açıkça bilinmesine karşın, 2007 yılında bölgeyi el-Kaide ile bağlantılı kişileri cezalandırmak amacıyla bombalaması BM tarafından sadece seyir edilmiştir.Oysa Somali’de el-Kaide mensubu gerillaların –dönem itibarıyla- toplamının yüzü geçmediği dünya kamuoyunca ve istihbarat birimlerince bilinmektedir.Keza Somali İslâmî Mahkemeler Birliği’nin, el-Kaide’ye bağlı bir örgüt değil bu ülkedeki köklü bir geleneğe dayanan yapılanmanın kendi içinde koordinasyona gitmesiyle şekillenen bir hareket olduğu da ortadadır.
Diğer taraftan; 8 Ocak 2009 tarihli makalesi[14] ile yankı uyandıran Mohamed Abshir Waldo’nun değindiği üzere İspanya, İtalya, Yunanistan, İngiltere ve Rusya gibi ülkelerin balıkçı filoları ile kaçak balık avladığı bölgede aynı zamanda nükleer atıkların boşaltıldığı bilinirken, “korsan” diye nitelenen eylemlere sempati duymamak vicdansızlık olacaktır.
Değerli dostlar, Amy Goodman’ın Democracy Now’da Abşir Waldo’yla yaptığı söyleşinin bir kısmını tercüme ettim.Meseleye açıklık kazandırmak açısından paylaşmak yerinde olacaktır.
Amy Goodman: İsterseniz zehirli atıklar üzerinde biraz daha duralım.Amerikalıların; neyi kastettiğinizi ve halkın tam olarak nasıl etkilediğini anladığını zannetmiyorum.
Muhammed Abşir Waldo: Muhtemelen farkında olacağınız üzere, pek çok kişi bilir bunu, uzun zamandır, 70′ler, 80′ler ve 90′lardan bu yana, ülkelerindeki katı çevre kurallarından dolayı şirketlerin kurtulmak istedikleri zehirli atıklar, sanayi atıkları, nükleer atıklar söz konusudur.Atıkları, buna engel olamayan çatışma altındaki veya zayıf düşmüş ülkelerin topraklarına boşalttılar.Bu atıklar Somali’ye boşaltılmıştır.Kayıtlarda mevcuttur.El Cezire gibi medya organları buna değinmişlerdir.Zannedersem CNN televizyonu da. Haberlere göre İtalyan Mafyası bir süre, uzun bir süre Somali’ye boşalttıklarını kabul etti.
Dün duydum ki Aden Körfezinde iki büyük konteynır taşıyan bir başka gemi yakalanmış ama bu kez korsanlar değil de durumdan şüphelenen halk tarafından.Konteynırları denize daldırdıklarında kendileri tarafına geldiklerini görmüşler.Yakalandılar.Gemi de bağlandı.Şükürler olsun ki konteynırlar denize batmamış; sahile çekilmiş.Durumu incelemesi için şimdi uluslararası câmiayı davet ediyorlar. Şimdiye kadar hareket görmedik. 1992′lerden beri Somali’ye atık boşaltılıyor.
Şimdi siz, iç karışıklıktan faydalanarak ülkeyi işgal edeceksiniz; bunlar teröristtir diye suçlayıp, üzerlerine bomba yağdıracaksınız; üstüne birde hakları olan balık ganimetini çalıp çırpacaksınız; yetinmeyip içlerine zehrinizi akıtacaksın sonra da kalkıp kendilerini savunmak isteyen bu halka “Korsan” damgasını vuracaksınız: Katiller!
DİPNOTLAR
[*] Ali BULAÇ’ın Zaman Gazatesinde 15/03/2010 tarihli “Kaos ve Kozmos” adlı makalesinden karşıt yoruma ulaşabilirsiniz.
[1] “Uluslararası İlişkilerde Üçüncü Dünya” dersinin proje-ödevidir (11/2009).Öğretim üyesi: Prof. Dr. İbrahim CANBOLAT.
[2] Uludağ Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler (2010)
[3] Söz konusu ülkeler 25 Eylül 1999’dan itibaren G20’ler grubu içinde yerlerini almışlardır.
[4] Orijinal cümle: “…car enfin, ce Tiers Monde ignoré, exploité, méprisé comme le Tiers Etat, veut lui aussi, être quelque chose” (L’Observateur- 14 Ağustos, 1952 )
[5] Orijinal cümle: “What is the Third Estate? Everything. What has it been hitherto in the political order? Nothing. What does it desire? To be something.” (Sewell, Jr., William H., A rhetoric of bourgeois revolution : the Abbé Sieyes and What is the Third Estate?. Durham and London: Duke University Press, 1994.)
[6] Sander, Oral. Siyasi Tarih 1918-1994. İstanbul: İmge Yayınları, 2007.
[7] Aktif link: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaos_kuram%C4%B1
[8] KHEK’i güçlendiren unsurlara örnek olarak: Ulusal bütünlük, siyasal sistemin benimsenmiş olması, ekonomik düzenin kurulu olması v.s
[9] 1520’li yılların başında Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye isimli eserinde ve 1670’li yıllarda Somali kıyılarını gezen Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde de ifade edildiği gibi Makdişu yeniden göz kamaştıran bir şehre dönüşmüş, Osmanlı Sultanları adına paralar basılıp, hutbeler okunmuştur.
[10] TASAM Afrika gurubu proje yöneticisi.
[11] Günümüz Korsan Bunalımı’nın temel nedeni de bu ticaret yolunun baltalanmasında yatmaktadır.
[12] Günümüzde ABD’nin; Afganistan, Irak ve Somali gibi ülkelere asker yığmasının, bölgeleri işgal etmesinin temel nedeni ekonomik anlamda güvenliğini sağlamaya çalışmasından kaynaklanmaktadır.Yoksa söz konusu bölgelerin ABD için birer tehdit unsuru olduğunu iddia çok yanlış bir yaklaşım olur.
[13] Soldaki siyasi haritada GFH (TFG) ve SLİ (ARS) koalisyonun hakim olduğu bölge mavi ile taranmıştır.
[14] “The Two Piracies in Somalia: Why the World Ignores the Other?” – “Somali’de İki Korsanlık: Dünya Niçin Diğerini Görmezden Geliyor?”
KAYNAKÇA
-“Gelişmekte Olan Ülkeler” İbrahim Canbolat; 3.Basım, İstanbul:2004.
-“Somali’ye Bir Umut” Çevik Bir; 1.Basım, İstanbu:1999.
-“Eksen Ülkeler Gelişen Dünyada ABD Politikasının Yeni Hatları” Edit: Emily Hill, Paul Kennedy, Robert Chase; 1.Basım, İstanbul: 2000. Çev, Belkis Çorakçı.
-“Afrika’da Siyasi Bunalıma Mahkum Edilen Ülke: Somali”Doç. Dr. Ahmet KAVAS
TASAM Afrika Enstitüsü yayınları (2008)
-“Kosmos ve Kaos”
-http://en.wikipedia.org/wiki/Ana_Sayfa
-http://www.somaligovernment.org/
-http://www.mfa.somaligov.net/about.html