By Veysel Saraç | Aralık 28, 2011 at 11:39 pm | No comments | Duyurular | Tags: ermeni soykırımı, fransa, protesto
Ben bir tarihçiyim, benim bağlılığım gerçeğedir.
Bernard Lewis, 23 Ocak 1998
Sayın Yetkili,
Fransa Milli Meclisi Genel Kurulu’nun, 22 Aralık 2011’de kabul ettiği tasarıyı büyük bir üzüntüyle izledik. Tarihi gerçekler göz ardı edilerek tamamen siyasi kaygılarla alındığını düşündüğümüz bu kararı şiddetle kınıyoruz.
Uluslararası hukukta bir suçu tanımlamak için kullanılan ve ağır yaptırımlar içeren “soykırım” kelimesinin, siyasetçiler tarafından gelişigüzel kullanılmaması ve tarihin tarihçilere bırakılması, gerçekliği ispat edilmemiş dogmalara saplanıp kalmak yerine objektif kriterlere dayanılarak konunun uzmanlarınca özgürce tartışılması ve farklı görüşler öne sürdükleri için insanların haksız şekilde yargılanmaması gerektiğine inanıyoruz.
Soruyoruz, Balkanlardan ve Kafkaslardan evlerine bir daha geri dönmemecesine sürülen ya da Anadolu’da gerek savaş, gerek açlık, gerekse de katliamlar sonucu öldürülen milyonlarca Müslüman’ın trajedisinden bahsetmemek, sadece tek tarafın kayıplarını sayarak hem hukuku hem de tarihi bulguları es geçerek bir karara varmak ne kadar adildir? Üstelik bugüne kadar hiçbir Ermeni ya da Ermeni tezlerini savunan tarihçi, resmi ya da gayrı resmi bir “soykırım” emrini ortaya çıkartamadığı ya da bunu belgelendiremediği halde?
Fransa Milli Meclisi’nin almış olduğu karar, Türkiye-Ermenistan ilişkilerine ve Türkiye tarafından önerilen Ortak Tarih Komisyonu’na, ayrıca kendini Avrupa demokrasi tarihinin sembolü olarak gören Fransa gibi bir ülkedeki “düşünce ve ifade özgürlüğüne” büyük bir darbe vurmuştur. Tarihi olayları saptırarak siyasete alet eden, tarafların görüşlerini özgürce savunmaları ve tartışmalarının yolunu tıkayan yasakçı bu kanun, Fransa demokrasi tarihine de kara bir leke olarak damgasını vuracaktır.
Ermeni tarafı der ki “tarihçiler çoktan karar verdi”, der ki “1915’in soykırım olduğunu bütün dünya kabul etti”, der ki “bu konunun tartışılacak hiçbir yanı yok”…
Biz de diyoruz ki, “Ermeni tezlerini yalanlayan, 1915’in soykırım olarak nitelendirilemeyeceğini savunan gerek Türk gerek ABD’li gerekse dünyanın çeşitli ülkelerinden yeterince tarihçi var”, diyoruz ki “1915’i soykırım olarak kabul eden ülkeler sadece Ermeni tezlerine kulak verdiler, onların gerçekliğine boyun eğdiler”, diyoruz ki “tartışılacak çok şey var, biz daha yeni başladık” ve diyoruz ki “gerçekler elbet kazanacaktır”.
Fransa’nın 2001 yılında aldığı yanlış kararın bir devamı niteliği taşıyan, tarihi gerçeklerin gün yüzüne çıkmasını engelleyen, farklı düşüncelerin tartışılmasına bile müsaade etmeyen, ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran, Orta Çağ Engizisyon Mahkemeleri’ndeki zihniyeti hatırlatan bu teklifin yasalaşmamasını, gerçeklerin ve tarihin önüne bir duvar gibi dikilen, Ermeni diasporasının yarattığı alternatif gerçekliğe daha fazla göz yumulmamasını, Türkler herkese arşivlerini açmışken tarihi tartışmaktan kaçan Ermenilerin yıllardır kapalı tuttukları arşivlerini açmasını ve bu konunun tarihi gerçekleri inceleme yeterliliğine sahip TARAFSIZ UZMANLARCA ele alınmasına Fransa hükümetinin de destek vermesini, düşünce ve ifade özgürlüğü önünde duran bu büyük ayıptan geri dönmesini umuyoruz.
Saygılarımızla,
“1948 Soykırım Sözleşmesinin ikinci maddesine göre “yok etme kastı” soykırım için önkoşuldur. Çok sayıda ölü olması yeterli değildir(…) Osmanlı rejiminin Ermeni topluluğunu yok etme kastına ilişkin herhangi bir kanıt bulunmamaktadır.”
Prof. Gunter Levy, 24.04.2006
